
Neyse, daha okulun dış kapısından girerken tüylerim diken diken oldu. Flashback derler ya, hani filmlerde olur, öyle oldu işte... Dün ne yedin diye sorsan durur bir düşünürüm. Ama daha adımımı atar atmaz gözlerimin önünden geçti, neler neler? Hiç değişmemiş ki! Aynı bıraktığım gibi, eklenmemiş hiç bir yapı - duvar... Sınıfımı kütüphane yapmış alçaklar, ama öğretmenler odası aynı yerde. Hatta o zamanlar kullandığım tuvaleti, dün kullanırken bayağı zorlandım, boy atmışız biraz sanki :) O zamanlar o kadar çelimsizdim ki Pinokyo derlerdi bana, bi de şimdiki hale bak, komik kaldı... Bir de hayatımın sarsıntısını yaşadığım o nokta yok mu? Teneffüste, okul içinde deli gibi koştururken, öğretmenler odası ile Atatürk büstü olan bölümün köşesinde, aynı hızla diğer taraftan koşan biriyle kafa kafaya çarpışmıştım. Ne dağılmıştı aazımız burnumuz... Fecaetti, hatta aynı acıyı gene hissettim diyebilirim.
Ama en büyük hayal kırıklığım, okulun arka bahçesindeki, yerde bulunan dikdörtgen beton kalıpların kaldırılmış olması. Karşılıklı 2 tanesine, 2'şerli oturup ezilmiş kola kutusuyla ne maçlar yapılırdı. Orası yüzünden az dayak yemedim annemden :) senede 5-6 ayakkabı parçalardım çünkü. Üstümüzün başımızın toz içinde kalmasını da es geçiyorum... Ahh ah, yıllar su misali, tutamıyorum ki, parmaklarımın arasından akııııııp gidiyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder