This world is going straight to hell...8 Mayıs 2009 Cuma
7 Mayıs 2009 Perşembe
Attacked of the Killer Bee's
"Attacked of the Killer Bee's"... Sene 1991... Zamanın en baba trash metal gruplarından Anthrax'ın o sene çıkarttığı albümdü... Kaan :) pek sevmezdi gibi hatırlıyorum, ama ben severdim onları. Çok güzeldi be, bak şimdi tüylerim ürperdi :) Nerdeydi benim o kasedim, bulup dinleyelim tozlu kutuların arasından...Bu ara arılar aklımda. İçgüdüsel evrenin krallarından... Çok özeldir aslında onlar, çok incelemişliğim vardır. Sadece tekini söyleyeyim, acaba hiç kimse zihninde düşünmüş müdür, yaptıkları o petekleri... Herkes çatalını, bıçağını daldırıp bilir, zevkle onu parçalayıp yemesini, otellerde, evlerde... Bu özel yaratıklar, dört bir yandan peteği örmeye başlarlar ve kusursuz bütünlükte ortada birleştiriler??? O yaratıklar içgüdüsel olarak bunu yaparken; e be insanlar (beyin sadece insanlarda ya a.q.) en akıllılarınız otursun dört bir yana, başlasın çizmeye kağıda... Becerebilir misin ortada peteği kusursuz oluşturmayı? Yavaşşş...
Bi an yaşadığım dünyaya bakıyorum. Bi de dönüp geçmişi hatırlıyorum (çok gitme 50 - 100 yıl) ... Sonrada biraz geleceği kurguluyorum... Korkuyorum... Her şey çok hızlanıyor, işler, ilişkiler, teknolojiler, hayatlar... Nereye kadar? Sonu nerde? Sonunda ne olacak?... Her geçen an, insanın özgürlüğünden kısıtlanıyor, hayatından çalınıyor, huzurundan soyutlanıyor, birbirine yabancılaştırıyor. Arılar gibiyiz dışarda, işte... Makine düzeninde, sistem dahilinde, geçen zamanın esaretinde...
Her yerde yasaklar, gelenekler, adetler, formatlar, kurgular, sınırlar, düzenler, sistemler, vazifeler, kurallar, yasalar... Ne derseniz deyin, standartlaştırılıyoruz, yontuluyoruz, siliniyoruz... Zaman geçtikçe, her şekilde içgüdülerimizle yaşamaya doğru hızla gidiyoruz. Ey bu düzen, ey bu sistem, unutmaman gereken birşey var, arılar yeri geldiğinde içgüdüsel olarak büyük bir katile dönüşebilir... "Attack of the Killer Bee's"... Anhtrax görmüş taa o yıllarda hazin sonu, anlatmışta biz anlamamışız, hala da anlayamamışız ama zamanı geldiğinde kavrayacağızda... O zaman iş işten geçmiş olacak...
Tunes of The Week - 27
Wellcome TOTW 27... Yüreklerin ağıza geldi bir gece yaşıyoruz... Zaten pesimist bir hafta... Ama Barça, Barçaa... Yürek dayanmazz buna!!! Zevk sarhoşuyuz, zafer sarhoşuyuz onlarla... Başlasın kutlamalaaar... İşte bu geceye yakışır 3 parça huzurlarınızda... Ernesto coşturacak, Signum uçuracak, Alex uyuşturacak! Hadi artık çalsın sazlar oynasın kızlar! Viva Barça...- Ernesto vs Bastian - Thrill (Original Mix)
- Signum / Jewelery By Nature (M6 Remix)
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Twenty7 live in The HALL / 08 Mayıs 2009
Son bir yıldır Los Angeles’ta verdikleri konserlerle dinleyici kitlesini artıran Twenty7 , 8 Mayıs Cuma akşamı The Hall’da ilk İstanbul konserini gerçekleştirecek.Twenty7, iki Türk müzisyen Alper Çakır ve Okan Şarlı’nın Los Angeles’ta bir araya getirdikleri deneysel “jam session”larda ortaya çıktı. Bu mini konserlerde şekillenen grup, davulda İsrail’den Erez Ginat ve vokalde San Francisco’dan Audrey Liana Bernal’in katılımıyla bugünkü kimliğine kavuştu.
İlk konserini dünyaca ünlü The Doors, Rolling Stones, Guns N’ Roses, Motley Crue gibi grupların çıkış yaptığı Whisky a Go Go’da gerçekleştiren Twenty7 aynı kulüpte konserlerine devam etti ve Sunset Strip müzik festivaline davet edildi. Müzisyenlerin kendi kültürlerini yansıtan soundlarını modern Los Angeles rock soundu ile harmanladıkları şovları, dinleyiciler ve eleştirmenler tarafından kendine özgü bulunan grubun, enstrümanları kullanmadaki yetenekleri, eklektik müzik yapıları ve renkli sahne şovları hayran kitlelerinin kısa zamanda artmasını sağladı.
Twenty7, İstanbul’da ilk konserini 8 Mayıs’ta The Hall’da gerçekleştirecek. Performansın başlama saati 2100... Biletlerse aşağıda :)
Biletix bilet satış
-37 derecede geçen bir macera
İşte hayat bu... Gerçekten bu... İnsan hayattan zevk almasını bilmeli, çünkü kimse ve hiçbirşey ona o zevki yaşatmak için uğraşmaz. Yalnızsın bu hayatta, tek başına... O kadar kıskandım ki, kelimeler kıfayetsiz kalır. O kadar özendim ki, içim buruldu... Benim gibi soğuk sevdalısı bir insan için heralde yapılabilecek son nokta... İşte dünyanın en cool! maratonu :)2003 yılından beri gerçekleştirilen bir sıradışı maraton var. Bu maraton, başka maraton... NorthPole Marathon 2009... Evet yanlış duymadınız, bu yarış Kuzey Kutbu'nda düzenleniyor. Herkese açık olan bu maratona katılım bedeli Euro 11.900.- Toplamda 4 gece - 5 gün sürecek programdaki, seyahat, konaklama ve diğer tüm detaylar bu bedele dahil :) Bu senede dünyanın en soğuk maratonu, inanılmaz ve unutulmaz görüntülere sahne oldu. Rus atlet Evgeniy Gorkov’un 4 saat 27 dakikalık derecesiyle ipi göğüslediği maratona, 13 ülkeden ve 6 kıtadan toplam 37 katılım gerçekleşti.
Sıcaklığın zaman zaman -37 dereceye kadar düştüğü bu maratonda, soğuğa karşı koşucuların, düzenli olarak doktorlar tarafından kontrolden geçiriliyor. İlk yapılan 2003 yılından beri kimsenin soğuktan ölmediği, hatta diğer koşulara göre daha sağlıklı olduğu özellikle belirtiliyor. Tabii ki bir amacı var bu yarışmanın, dünyamızdaki küresel ısınma... Bu konuya dikkat çekmek, özellikle geçen hafta içerisinde Kuzey Kutbundan kopan ve New York şehri kadar büyüklüğü olduğu tahmin edilen yaklaşık 700 km2'lik buzul parçasından sonra daha da anlamlı...
Yarışmacılardan biri de eski bir opera sanatçısı olan İngiliz Ted Jackson... Yarışın 42.9 km’lik mesafesini 9.5 saatte tamamlayıp 26. olarak ayrıldı. Sıcaklığın zaman zaman -36 dereceye düştüğü maratonu tamamlayan Jackson, maratona bir kasabın buzhanesinde antrenman yaparak hazırlandığını söyledi. Yarış sonrası Jackson 'ın suratı, diğer yarışmacılar gibi karkarla kaplanmıştı :) Yaptığı açıklama ise `İnanılmaz bir duygu. İnsan soğuktan kalbinin duracağını sanıyor. Her ne kadar kendimizi soğuktan koruyan kıyafetler giysek de, açıkta kalan yerlerimiz karla kaplandı` şeklinde idi... Nasıl bir zevktir ki bu ya :)
İşte size bu maratondan bir kaç kare... Ufak bir yorumum olacak, galiba özgürlük bu demek... Hatta hayat bu demek... Böyle bir zevke ayıracak yaklaşık Euro 12.000.- param olsa, asla tereddüt etmeden katılırdım. Unutmadan katılmayı planlayanlara bir sonraki tarihi de verelim, 10 Nisan 2010'da...




Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


