10 Kasım 2010 Çarşamba

Böylesini yediniz mi?

Bugün efsane bir şey oldu :) Ofiste mailler arasında debelenirken bir ses duydum. "Aaa İmam Çağdaş'tan baklava gelmiş"... Vay anasını sayın seyirciler! Zaman durmuştu sanki... Katın ortasından çıkan bu ses, taaaa en köşede oturan o hassas kulaklarımda öyle bir yankılandı ki... Körle yatan şaşı kalkarmış, Kırpık sağolsun ona çekti kulaklarım herhalde... Bi an dalga mı acaba dedim ki, o baklava kutusunu görünce... Sonrasını zaten hatırlamıyorum. Yerken nasıl bir haldeysem, nefes almayı unuttum heralde, kendime geldiğimde ağzımda baklava vardı.

Yemeyenler anlamaz ki... İsterim ki onlar, yolu G.Antep'e düşerse bi gidiversin. Anlatılmaz yaşanır ya, o hissettiklerin her ısırışındaki... Yutkunmak istemezsin, sonsuza kadar çiğnemek mümkün olsa... Ne güzel bir andı o, düşün hala unutamadım. Walla yok bööle bişey yaa!

7 Kasım 2010 Pazar

Bilica ve "Yüreği ile Oynamak"

Aykut Kocaman, Bilica için zamanında "Yüreği ile oynuyor, benim öyle oyunculara ihtiyacım var." demişti. Görünce de ister istemez bana bi kal gelmişti :) Dün akşamki efsane ıskasından sonra gene bu demeç aklıma geldi nedense... Yüreği ile oynamak... Yüreği ile oynamak... Sonrada, taa dünya kupasında John Terry'nin oyundaki bir anı geldi aklıma... Vay be dedim...

Dün Bilica hata yaptı, harbi kızdım. Taraftar onu ıslıkladı, taraftara daha çok kızdım! Bence de kesinlikle yapılmamalıydı. Ama Bilica da gitsin o yüreği ile başka yerde oynasın.

Adriana Lima

" Yorumsuz..."

O tınılar arasında...

Mahşeri bir yoğunluk öncesindeki son bir Pazar günü yaşıyorum... Hava inanılmaz güzelken oturmuş evde lap-top başındayım. Durum olabilecek en kötü halken, bir anda o tınılar başlıyor... İşte tamda ihtiyacım olan şeydi bu sanki...

Bizim alt katta piyano var, zaman zaman çalar biri... Kim onlar hiç bilmiyorum, hoş apartmanı hiç bilmiyorum :) Ama kim çalıyorsa, o kadar güzel çalıyor ki... İnanılmazz yaa... İnsanın gözünü kapatıp dinleyesi geliyor. Beni çocukluğuma götürüyor, engel olamıyorum. Bunları dinlediğimden değil :) Amiga'da bir oyun vardı PİRATES diye... Yanılmıyorsam 90'li yılların başı olsa gerek... Ömrüm geçmişti başında... Oyun, Karayipler'de 1600'lü yıllarda geçen korsanlık hikayesi. Denizlerde seyahat edip gemi savaşları yapmak, kılıç sallamak... O dönem paha biçilemezdi. Oyunda sürekli şuanda aşağıdan gelen tarzda piyano tınıları vardı. Bir tarz bu ama hangisi walla bilemiyorum :) Hatta şehir valilerinin kızları ile kutlamalardaki vals bölümü yok mu? Dans sırasında gitmen gereken ok ışıkları için klavyeyle cebelleşmek :) Walla oyunda bile dans edemedim ki ben :) Hala çalıyor, halaa... Ve gerçekten çoook güzeel çalıyor...
Oyun mu? Tabii ki ... Yenisi çıktı ama ben hala eskisini oynuyorum arasıra... Çünkü oynarken o zamanlarım aklıma geliyor; çocukluğuma dönüyorum sanki... Galiba ben hiç büyümedim ki...

2 Kasım 2010 Salı

Satılık 2 biletim var...

Kaderime ben ağlamayayım da kim ağlasın? Yazmamıştım ki nazar değmesin diye ama nafile... 13 Ekim'de Armin'in yeni dünya turnesi başlıyordu, "Armin Mirage"... Aldım da biletleri, nasılsa zaten tatildi. Ya tatil! İş patladı... Sorarım sana, adaletin bu mu dünya? İçim çok buruk, kelimeler kifayetsiz, hayaller artık değersiz... Yazık...

Neyse satılık 2 biletim var Jaarbeurs Utrecht 'e...

Çocukları u"YouTube" :)

Bu YouTube'un başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Ee gene kapama kararı almışlar... Walla biri taşş maş geçiyor bizle... Arkadaş, 2-3 gün önce açılan bu siteyi gene niye kapatmaya çalışırsın? Buldular sakıncalı bir video, orası kesinde... Daha ağız tadıyla bir gezemedim ki ben :) Neyse TİB müracaat edecekmiş, anlaşırlar belki. Yoksa gene kapatırlarsa, açılmasına belki yeter diyorum benim ömür... Açıldığında belki çoluk çocuğa karışmışşam, girerim hepsini uyuuutup! :)

Yorumsuz...

Yok ölmedim :) Yazcam artık, söz...